DİYET, ZAYIFLAMA, KİLO VERME, OBEZİTE, ENDOKRİN UZMANI
PROF. DR. METİN ÖZATA - DİYET, ZAYIFLAMA, KİLO VERME, OBEZİTE, ENDOKRİN UZMANI DİYET, ZAYIFLAMA, KİLO VERME, OBEZİTE, ENDOKRİN
 
 
ENDOKRİNOLOJİ VE METABOLİZMA
ZAYIFLAMAK
EGZERSIZ
KILO VERME
SEKER HASTALIGI
TIROID
GUATR
Prof. Dr. Metin ÖZATA
Yayımlanmış Kitaplar
Diyet
Beslenme
Obezite - Şişmanlık
Kilo Vermek
Zayıflama
Metabolizma
Kadınlar ve …
Beslenme ve …
Vitaminler - Doğal Ürünler
Makale Özetleri - Yenilikler
Site Haritası - Site Map
İletişim - Ulaşım
Videolar
Anasayfa

Kişiye Özel Kalıcı Zayıflama Rehberi - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ... Vitamin Miineral ve Bitkisel Ürün Rehberi - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ...
Gİ Diyeti - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ... 99 Sayfada Kilo Yönetimi - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ...
ENDOKRİNOLOJİ - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ... Diyabetle Kaliteli Yaşam Rehberi - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ...
Doğru Beslen - Formda Kal - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ... 99 Sayfada Sağlıklı ve Dengeli Beslenme - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ...
Guatr ve Tiroid Rehberi - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ... Tiroid Hakkında Bilmeniz Gereken Herşey - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ...
Hayat Kurtaran Vitamin ve Mineraller - Prof. Dr. Metin ÖZATA - TIKLAYINIZ...  

ANTİ-AGİNG

ANTİ-AGİNG

 

Antiaging kelime anlamı olarak yaşlılığı önlemek olsa da, yaşlanmayı önlemek şu andaki bilimsel  gelişme düzeyi ile imkansızdır. Herkes yaşlanacak ve ölecektir ve bundan kaçmamız olanaksızdır.  Bu nedenle ‘’Anti-aging’’ kelimesini sağlıklı yaşlanmak ve yaşlılıkta sağlıklı olmak için yapılması gerekenler olarak anlamak yerinde olacaktır.

Yaşı ileri olmadığı ve  genç yaşta olduğu halde vücudu yaşlı olan insanlar vardır. Bunlara biyolojik olarak erken yaşlanma diyebiliriz.

40 yaşında olduğunuz halde kemikleriniz 65 yaşındaki gibi olabildiği gibi 70 yaşında olduğunuz halde kalbiniz 30 yaşındaki gibi olabilir.

Yaşlanmanın Nedenleri?

Yaşlanmayı artıran nedenler şunlardır:

Hücrelerin oksidatif stres denen vücutta oluşan  serbest oksijen radikallerice hasara uğraması ve vücudun bunu koruyan anti-oksidan sisteminin yetersizliği
Kromozomlarda bulunan DNA’nın hasar görmesi
Genetik miras veya genlerdeki değişiklikler
Hücrede bulunan mitokondrium isimli organcığın hasar görmesi
Vücutta bulunan  yağların hasar görmesi
Proteinlerin glikozillenmesi
Hormonal bozukluklar
Beslenme bozuklukları
Hücrede otofaji denen hücreyi tamir eden mekanizmanın bozulması

Yaşamı Uzatma-AntiAging İle İlgili Bilimsel Çalışmalar:

Bilimsel çalışmalar yaşam süresini uzatmayla ilgili olarak sadece hayvanlarda yapılmış ve kalori kısıtlamasının hayvanlarda yaşam süresini  % 60 oranında uzattığı  ve yaşlanmayı yavaşlattığı gösterilmiştir. Kalori azalmasının vücutta sirtuin (SIRT) proteinlerini artırarak bu etkiyi sağladığı düşünülmektedir..İnsanlarda ise devamlı kalori kısıtlaması yapmanın pratik imkanı yoktur. 

Ayrıca  vücudun ihtiyacından az kalori almak üreme fonksiyonlarını bozar, adetler bozulur, tansiyon yükselir, libido azalır, kuvvet azalır, yara iyileşmesi bozulurdepresyon artar. Bununla birlikte sağlıklı beslenmenin ve aşırı kalorili beslenmemenin  obezite, diyabet ve kanser gelişimini önlediğini söyleyebiliriz. Belirli aralıklarla  aç kalmak veya oruç tutmak bu yönden faydalı olabilmektedir.

Hayvan çalışmalarında  kalori kısıtlaması ile metilgluoksal denen mitokondriuma  zararlı bir maddenin miktarında azalma olmaktadır.  Metilglioksal ayrıca hücrede oluşan AGE denen zararlı glikasyon son ürünlerini artırmaktadır. Belirli aralıklarla aç kalmak metilgliaksolü azaltarak faydalı olmaktadır. 

İnsanlarda ise  gece uyku boyunca oluşan açlık süresince glikolitik mekanizma baskılanmakta ve metilglioksal oluşumu azalmakta ve otofaji denen mekanizma artmaktadır.  Bu nedenle ilave bir açlığın bu mekanizmalar yoluyla  faydalı  olmayacağı düşünülmektedir.  Aralıklarla aç kalmanın yaşam süresi üzerine ne kadar etkili olacağı ve açlık süresinin ne kadar olması gerektiği hususunda ileri çalışmalara gerek vardır. Akşam yatmadan önce alınan fazla karbonhidrat da  gece oluşan faydalı açlık süresini kısalttığından  vücuda zararlı olmaktadır.  Akşamları erken saatte yemek gece oluşan açlığı artırdığından zararlı metilglioksal üretimini azaltacağından daha faydalı olmaktadır.  Bu da bize gün içinde yediğimiz gıdaları sabahtan akşam erken saate kadar yememiz gerektiğini göstermektedir. Bilim adamları bu konu üzerinde çalışmalarına devam etmektedir.

Yaşlanmayla ilgili olarak bazı gen mutasyonları da saptanmıştır. Bunlardan en önemlilerinden birisi klotho gen mutasyonudur. Klotho gen mutasyonu olan farelerin hızla yaşlandığı saptanmıştır. Bu gen hayvana verildiğinde  yaşlanmanın azaldığı ve yaşam süresini % 20-30 uzattığı gösterildi. Yaşlandıkça  klotho proteinin azaldığı da saptanmıştır.  Bundan başka birçok genin yaşın uzun olmasında etkili olduğu bilinmektedir. Solucanlarda  veya kurtçuklarda yapılan genetik çalışmalarda bu genlerde yapılan değişikliklerle solucanların veya kutçukların yaşam süreleri 2-3 kat artmıştır.

Üzerinde en çok çalışılan  ise SIRT proteinleridir. Bunlar insanda 9 adettir ve meyve sineklerinde yaşamı uzattığı gösterilmiştir. İnsanlardaki rolleri tam olarak bilinmemektedir.  2005 de yapılan bir çalışmada  SIRT3 geninin  insan yaşam süresiyle ilgili olduğu ileri sürülmüştür. Senescence marker protein-30 (SMP30) isimli bir protein de yaşlanmayla ilişkili olduğu saptanmıştır. Yine TOR proteinlerinin yaşlanmayla ilgili olduğu da saptanmıştır.  TOR geninin supresyonunun yaşamı uzattığı iddia edilmiştir. Resveretrolün de bu mekanizmayla faydalı olduğu ileri sürülmüştür.

Yaşlanmayla ilgili bir mekanizma otofaji mekanizmasıdır. Hücrede oluşan ve hasara uğrayan parçacıklar otofaji ile yok edilir. Otofaji bir hücre tamir mekanizmasıdır ve hücredeki zararlı maddeleri temizler.  Yaşlandıkça otofaji azalır ve yaşam süresini belirler. Otofajiyi artıracak veya uyaracak tedaviler de artık anti-aging tedavilerin amacı olmuştur. Bu konuda da çalışmalar sürmektedir.  Kandaki insülin hormon yüksekliği, kan şekeri yüksekliği otofajiyi azaltır. Kalori kısıtlaması ise otofajiyi artırır.

Vücut ısısının azaltılmasının da hayvan çalışmalarında yaşam süresini uzattığı saptanmıştır.

Japonya’nın Okinawa adasında yaşayan  kişilerin uzun süre yaşadıkları 100 yaşın üzerindeki kişi sayısının Batı ülkelerine göre 4 kat fazla olduğu saptanmıştır. Bu kişilerin  çok az et tükettikleri, sebze ile daha çok beslendikleri, az yedikleri, hareketli oldukları ve stresden uzak yaşadıkları saptanmıştır. Bu örnek bize çevresel etkenlerinm çok önemli olduğunu göstermektedir. Doğal gıda ile beslenmek, temiz çevre ve stres önemli faktörlerdir.

Yaşlanmanın Hızlı ve Erken Olmasının Başlıca Nedenleri:

• Dengesiz ve yetersiz beslenme
• Şişmanlık
• Şeker hastalığı
• Damar sertliği
• Tansiyon yüksekliği
• Sigara ve alkol içmek
• Kolesterol ve homosistein yüksekliği
• Stres ve depresyon
• Hormon yetmezlikleri
• Uyku bozukluğu
• Egzersiz yapmamak
• Kalp, karaciğer ve böbrek hastalıkları ve yetmezliği
• Çevre kirliliği
• Uykusuzluk
• Hergün  aşırı veya 3 saatten fazla egzersiz yapmak

Vücut Yaşlılığı (Biyolojik Yaş)  Nasıl Değerlendirilir?

Organlardaki yaşlılığı anlamak için bazı testler yapmak gerekir. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Kemik Mineral Yoğunuğu (BMD): Bu test ile kemik erimesi olup olmadığı anlaşılır.  T skoru - 2.5 stardart deviyasyondan fazla ise osteoporoz vardır.
2. Beyin Fonksiyonları: Bunun için nöroloji bilim dalında yapılan P300 testi yapılır. Bu düşüncenin hızını ölçer ve bir düşünce hızı 300 milisaniyedir. Her yıl bu değer 1 milisaniye  uzar. P300 değeri 360 milisaniye olduğunda yaşılık başlamış demektir. Ayrıca denge testi de bu konuda bir miktar fikir verebilir.
3. Akıl  Yaşı: Beyin haritası yapılarak değerlendirilse de tam olarak  klinik pratiğe girmemeiştir.
4. Hormon ölçümleri:  Testosteron, östrojen, DHEA, prosteron, insülin hormonları ve TSH ölçülür.  Hormon eksikliğ varsa yerine konmalıdır.
5. Böbrek Sağlığı: Kanda üre, kreatinin, glomüleriler filtrasyon hızı (GFR), tam idrar tetkiki  ölçülerek böbrek fonksiyonu hakkında bilgi sahibi olur.
6. Kalp ve Damar Sistemi:  Koroner CT, ekokardiyogram, EKG ve doppler ultrason ile değerlendirilir.
7. Pankreas Bezi: kanda insülin  düzeyi, açlık ve tokluk kan şekerine bakılır.

Biyolojik Yaş Olarak Genç Kalmak İçin Ne Yapmalı?

Yaşlanmayı artıran nedenlerin başlıcaları  aileden aldığımız genetik yük, beslenme, hareketli olup olmama, sigara ve alkol gibi alışkanlıklarımız, stres ve hastalıklarımızdır.

Bu nedenle yapabileceklerimizi bilim adamları şöyle sıralamıştır:

• Farklı  ve doğal (işlenmemiş yani fabrikaya girmemiş) besinlerle beslenin
• Günde 5 porsiyon veya daha fazla (8 porsiyona kadar) meyve ve sebze yiyiniz (bir porsiyon sebze yarım bardak sebzedir, bir porsiyon meyve orta bir elma veya portakal demektir)
• Zeytin yağı tüketin, margarin ve donmuş yağlardan uzak durun
• Hafta en az 2 defa balık yiyiniz (deniz balıkları ve  deniz somonu tercih ediniz)
• Gıdada lifi artırmak için tam tahıl  ve tam buğday ekmeği tercih ediniz
• Hergün ılık siyah veya yeşil çay içiniz
• Hergün yoğurt yiyiniz
• Günde en az 8-10 bardak su için ve % 100 doğal meyve suyu içiniz
• Az ve sık yiyiniz, öğün atlamayınız
• Tatlandırıcı ve light gıdalar tüketmeyiniz
• Tuzu  azaltın ve un ve şekerden yapılmış gıdalardan uzak durunuz
• Haftada beş defa bir avuç kadar ceviz veya badem yiyiniz, arada ayçekirdeği ve kabak çekirdeği (bir avuç kadar) yiyiniz
• Düzenli egzersiz yapınız
• Düzenli  kontrolden (check-up) geçiniz
• Sigarayı bırakınız
• Düşme ve kırıklardan korunmak için emniyetli olunuz ve otomobilizde emniyet kemeri takınız
• Aile ve dostlarızla temasta olunuz, İş ve çevrenizde aktif olunuz
• Güneş ve soğuğa fazla maruz kalmayın, güneş gözlüğü kullanın
• Alkol alımını sınırlandırın
• Stresden uzak durun ve neşeli olmaya çalışın
• Uykusuz kalmayın ve iyi uyuyun
• Hastalıkları zamanında tedavi ettiriniz
• Travmalardan uzak kalmaya çalışınız
• İçtiğiniz suyun kaliteli olmasına dikkat ediniz
• Cep telefonu az kullanınız, manyetik alanlardan uzak durunuz
• Cildiniz için nemlendirici kullanınız
• Düzenli cinsel ilişkide bulunuz

AntiAging Muayenesi:

Anti-aging için yapılan muayenede kişinin özgeçmişi ve ailesi hastalıklar yönünden değerlendirilir, beslenme ve alışkanlıkları gözden geçirilir, vücut muayenesi yapılır ve gerekli tetkikler yapılır.  Bu arada tansiyon ölçümü, cilt elastiyeti, görme keskinliği, akciğer fonksiyonları da değerlendirilir.

Laboratuar tetkiki olarak Açlık kan şekeri, tokluk kan şekeri 2. saat, insülin, üre, kreatinin, karaciğer testleri (SGOT, SGPT, GGT, alkalen fosfataz), Total antioksidan kapasite, HbA1c, Tam kan sayımı, gaitada gizli kan, tam idrar tahlili, erkekte serbest ve total PSA, homosistein, LDL kolesterol, trigliserid, HDL kolesterol, hassas CRP, EKG, TSH, serbest T4, kalsiyum, mağnezyum, fosfor, ferritin, vitamin B12, folik asit düzeyleri , sedimentasyon, bilirubib, tüm batın ultrasonu yapılır.

Hangi Kontrolleri Yapmalı?

Sağlıklı bir yaşam için aşağıda verilen kontrolleri yapmak gerekir:

1. Tansiyon ölçümü yapmak veya yaptırmak:  Haftada bir defa tansiyon ölçümü yapılmalıdır
2. Kan şekeri ölçümü: Ailenizde şeker varsa 20 yaşından itibaren yılda bir açlık kan şekeri ve tokluk kan şekeri, ailede yoksda 40 yaşından itibaren açlık ve tokluk kan şekeri ölçümü yapılmalı
3. Elli yaşından itibaren kolon (kalınbarsak) muayenesi 3-5 yılda bir yapılmalı
4. Kolesterol ölçümü 20 yaşında ve daha sonra 5 yılda bir yapılmalı
5. Kalp muayenesi 40 yaşından itibaren yapılmalı
6. Diş muayenesi her yıl yapılmalı
7. Göz muayenesi  5 yılda bir, 50 yaşından sonra her yıl yapılmalı.
8. Erkekler 50 yaşından itibaren PSA testi ve prostat muayenesi olmalı
9. Kadınlar 3-5 yılda bir smear testi yaptırarak rahim kanseri yönünden araştırılmalı
10. Mamografi 50 yaşından itibaren tüm kadınlara yapılmalı
11. Sigara içiyorsanız her yıl akciğer filmi
12. 50 yaşından sonra tiroid hormonları
13. 50 yaşından sonra kemik mineral dansitesi, D vitamini ve kan kalsiyum  ve B12 vitamini düzeyi  kontrolü yapılmalı
14. Yılda bir kan biyokimya tetkikleri yapılmalı

Anti-Aging Tedavi Nedir?

Anti-aging tedavinin esası  kalp ve damar sağlığının korunması, hormon eksikliği varsa yerine konması, vitamin ve mineral yertmezliği varsa takviye edilmesi, fazla kilo varsa giderilmesi, sağlıklı beslenmenin uygulanması ve egzersiz, bağışıklık sistem desteği olarak özetlenebilir. Bunun dışında yaşlanmayı yok eden veya yaşamı uzattığı  bilimsel  olarak gösterilebilmiş  veya ispatlanmış bir ilaç tedavisi henüz yoktur.  Uygulanan besin destekleri ve besinler antioksidan olarak veya diğer mekanizmalarla bizi hastalıklardan korumaya yöneliktir.

Bir Antiaging Uygulaması Olarak Antioksidanlar ve Mitokondrium Yaşlanması

Yaşlanmaya neden olan maddelerden birisi vücutta oluşan serbest oksijen radikalleri denen maddelerdir. Bunlar vücuttaki metabolizma sırasında olabildiği gibi dışarıdan alınan toksik maddelerden  doılayı veyua ultraviole ışınlarına maruz kalmakla oluşur. Vücutta bu maddeleri temizleyen anti-oksidan sistem vardır ve bunlar bu serbest radikalleri yok etmeye çalışır. 

Eğer bu radikal maddeler, ki bunlara oksidan da denir fazla olursa bunlar proteinleri, DNA’yı, hücredeki mitokondrium denen yapıyı,  kolesterol ve lipidleri oksitleyerek kalp hastalığı, damar hastalığı ve diğert hastalıkların oluşmasına neden olurlar.  Yaşlılıkla birlikte mitokondriumun iyi çalışmaması bu  okidan maddeler yüzünden olmaktadır.

Uzun yaşayan kişilerin kanında antioksidam maddelerin dahja fazla olduğu saptanmıştır.  Yaşla birlikte bizi bu oksidan maddelerden koruyan süperoksid dismutaz, katalaz ve glutatyon peroksidaz gibi antioksidan maddeler azalmaktadır.  Dışarıdan alınan Coenzim Q10, lipoik asit ve N-asetilsistein gibi antioksidanlar mitokondriumda oluşan serbest radikalleri azaltmaktadır.  California Üniversitesi’nde bu konuda çalışmalar yapar Dr. Bruce Ames hayvanlarda yaptığı çalışmalarda asetil L carnitin ve lipoik asitin birlikte verilmesiyle midokondriumda serbest radikal oluşumun çok azaldığını saptamışlardır.

Mitokondriumun yaşlanması ve bu nedenle insanın yaşlanması  alınan besinlerin yetersizliğiyle de ilgilidir.  Vitamin ve minral eksiklikjleri kronik olarak metabolik bozulmaya ve arkasından DNA hasarına ve mitokondrium bozulmasına neden olur. Mitokondriumlar bozulunca da oksidan maddeler (serbest radikaller) hücrede artar ve hücrede yaşlanma oluşur.

Asetil L Karnitin ve Lipoik asit mitokondri bozulmasını önlemektedir.  Karnitin yyağ asitlerini mitokondriuma taşırken lipoik asit mitokondriumda bir enzim olarak görev yapar. Aşağıda önerilen dozlarda antioksidanlar anti-aging olarak alınabilir.

Alfa-Lipoik Asit (200-300 mg/gün), L-Carnitin (500 mg/gün ve Coenzim Q10 (100 mg/gün)

Alfa-lipoik asit mitokondium yoluyla antioksidan etki gösterir. Mitokondriumda oluşan serbest radikalleri yok eder.Alfa-lipoik asit E vitamini gibi diğer antioksidanların daha kuvvetli etki etmesine katkıda bulunur. Lipoik asitin şeker hastalarında proteinlerin glikozillenmesini önlediği de saptanmıştır. Esas aktif olan formunun R formu olduğu gösterilmiştir.

Koenzim Q10 mitokondriumun sağlıklı görev yapmasını sağlar. Yağların oksidasyonunu sağladığı gibi şekerlerin enerjiye dönüşmesine katkıda bulunur. Yaşlı kişilerde koenzim Q10 yarı yarıya azalmıştır. Bu nedenle 30 yaşın üzerinde ilave alınması faydalı olabilir. Mitokondrium hücrenin enerji üretim merkezi olarak çalışır. Birçok hastalık mitokondriumun bozulması sonucu ortaya çıkar.

Bazı Vitamin –Mineral Eksikliği  ve Yaşlanma İlişkisi

Mağnezyum Eksikliği: Mağnezyum eksikliği olan kişilerde kolon(bağırsak) kanseri ve diğer kanserler , tansiyon yüksekliği, osteoporoz, diyabet ve metabolik sendrom saha sıktır.  Mağnazyum azlığında mitokondrium hasarı ve telomer kısalması olur.

D Vitamini Eksikliği:  D vitamini eksikliği kanser ölümlerinin % 30’undan sorumludur ve kolon, pankreas, meme ve prostat kanseriyle ilişkisi vardır. Bir çalışmöada günde 400 IU D vitamini alan kişilerde multipli Skleroz hastalığına yakalanma şansının % 41 azaldığı saptanmıştır.

Diğer Besin Yetersizlikleri: Kalsiyum eksiklğinde kromozom kırılmaları, diyabet riski artar. Selenyum eksikliğinde  kanasere eğilim artar.  Potasyum alınması tansiyondan korur.  Omega-3 azlığı melanom kanserine yatkınlık yapar.  B12 ve folat eksiklikleri  de kanser eğilimini artırır.  Kısacasi vitamin ve mineral  eksiklikleri vücutta zararlı etkiler yapmakta birçok hastalık ve kanserin ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır.

Yukarıda belirtilen nedenlerle iyi beslenemeyen kişilerde mutlaka multivitamin alınması ve bunun yanında lif ve omega-3 desteği önerilmektedir.
 
AntiAging Besin Destekleri Nelerdir?

Resveratrol:

Resveratrol (3,4',5-trihydroxystilbene) üzüm suyu ve üzüm kabuğunda, yer fıstığında  ve kırmızı şarapta bulunan bir kimyasal maddedir (polifenoldür).  Şaraptaki  bulunma oranı daha fazladır. Ayrıca  yaban mersini ve böğürtlende de bulunur.  Üzüm kabuğunu bir bakterinin  girmesiyle oluşur, yani bir doğal antibiyotiktir. 

Resveratrol ile yapılan hayvan çalışmalarında insülin hormon hasiyetini artırdığı, kan şekerini azalttığı, mitokondriumda enerji üretimini artırdığı ve motor fonksiyonları artırdığı saptanmıştır.  Reveratrolün kalp hastalığı, kanser ve romatizmal hastalıklardan da koruduğu saptanmıştır.

Reveratrolün  sinir bozulmasını önleyerek Alzheimer hastalığında faydalı olabileceği ileri sürülmüştür.  Resveratrol alınmasının aynı kalori azalmasında olduğu gibi sirtuin proteinlerini azaltarak anti-aging etki yaptığı ileri sürülmüştür.   Resveratrol meyve sinekleri, kurtçuklar ve mantarlarda yaşam süresini üzatmıştır.  Resveratrol ayrıca mitokondriumda serbest radikal oluşmasını da önlemektedir.    İnsanlarda ağızdan veya damar yoluyla alınan resveratrol 2 saat içinde hızla  glukuronik asit ve sülfat  şekline girer. Kandaki şekli orijinal şekli değildir. Ayrıca üzümdeki diğer polifenollerin resveratrolün etkinliğini artırdığı da düşünülmektedir.   Bu nedenle sadece resveratrol almak yeteri kadar faydalı olmayabilir. Ayrıca bugün  için  insanlarda yaşam süresini uzatma veya anti-aging amaçla  kullanılacak resveratrol dozunun ne olması gerektiği ve yan etkileri olup olmadığı  belirli değildir..

Yeşil Çay Ekstresi 

Yeşil çay ekstresinin DNA’nin stabil yani sabit kalmasına  ve hücre zarlarının sabitliğine faydası olduğu ortaya konmuştur. Yeşil çay büyük bir antioksidan etkiye sahip kateşinlert içerir. İçinde bulunan EGCG isimli kateşin C ve E vitamininden 25-100 kat daha fazla antioksidan etkiye sahiptir. Bir bardak yeşil çay 10-40 mg polifenol dediğimiz antioksidan içerir ve bu miktar bir porsiyon (bir bardak) brokoli, ıspanak, havuç veya böğürtlenenin sağladığı antioksidandan daha fazladır.

Karnozin (Carnosine)

Karnozin  küçük bir peptid olup içinde beta-alanin ve histidin  (Beta –alanil- L histidin olarak da bilinir) aminoasitleri vardır. Karnozin iskelet kasları, kalp kası , beyin ve sinir hücrelerinde  bulunur. Sporcular tarafından kullanılan bu ürünün kas yorgunluğuna iyi geldiği, bağışıklık sistemini güçlendirdiği, helikobakter pilori denen midedeki bakteriyi öldürdüğü   saptanmıştır. 

Karnozin  kırmızı et, balık ve tavuk eti gibi hayvansal gıdalarda bulunur.  Karnozinin yaşla birlikte kaslarda azaldığı saptanmıştır.  Yapılan bilimsel çalışmalarda karnozinin kataraktı önlediği   ve LDL kolesterol denen kötü kolesterolün glikasyonu denen bozulma olayını önlediği, metal  iyonların zararlı etkilerinden şelasyon etkisi yaparak  koruduğu saptanmıştır. 

Proteinlerin glikozillenmesini önleyerek de etki yapmaktadır.  Böylece özellikle şeker hastalarında çok oluşan ve zararlı olan  AGE denilen protein glikozillenme son ürünlerini   yok etmektedir. Proteinlerin glikozillenmesi yani şekerlenmesi de yaşlılığı artıran bir  özelliktir ve karnozin bu açıdan  faydalı olmaktadır.

Antioksidan özelliği olan ve vücuttan salgılanan iltihap yapıcı maddeleri (sitokinler) önlediği saptanan karnozin  bleomisin isimli antibiyotiğin akciğerde yaptığı fibrozisi önlediği ortaya konmuştur.  Beta alanin  destek olarak verildiğinde kaslarda karnozin miktarını artırarak atlet performansını artırabilmektedir. 

Karnozinin diabetin komplikasyonlarından (özellikle diyabetik nefropati denen böbrek hasarından)  koruduğu da yapılan çalışmalarda ortaya konmuştur.  Karnozinin Alzheimer ve diğer sinir- beyin hastalıklarından koruyucu etkisi için araştırmalar devam etmektedir.   Karnozinin ağızdan alınan Zinc-L-carnosin adı verilen türü mide ve bağırsak epitelini korumaktadır.  Karnozinin kanser hastalarında  radyoterapinin yani ışın tedavisinin  zararlı yan etkilerinden koruduğu ve özellkle radyoterapinin akciğerde yaptığı hasarı önlediği ülkemizde yapılan bir çalışmada gösterilmiştir.  Karnozin miktarı yaşla birlikte azalmaktadır.  70 yaşındfa iken karnozin miktarı 10 yaşındaki miktarın % 63 kadar azdır. Karnozin glikasyonu önleyerek yaşla ilgili hastalıkların ortaya çıkmasını önlemektedir.

Safran (Curcumin)

Sarı köri  hintsafranı baharatında (Curcuma longa) bulunan  curcumin   adındaki    polifenol antienflamatuvar (iltihap giderici) ve antioksidan özelliklere sahiptir. Alzheimer hastalığından koruduğu gösterildi.  Hayvanlarda yapılan çalışmalarda  safran içinde bulunan curcuminoid adındaki maddelerin antioksidatif olduğu, anti-aging etkisinin olduğu, kanserden ve kalp ve damar hastalıklarından  koruduğu  saptanmıştır. 

Curcuminin hücrede nuclear factor-kappa B (NF-kB) denen bir faktörü önleyerek etki gösterdiği düşünülmektedir. Curcuminin bağırsaklardan emiliminde zorluk olduğu için emiliminin arırılmasıyla ilgili çalışmalar devam etmektedir. Kistik fibrozis, multipli skleroz, kanser, katarakt, artrit, romatizmal hastalıklar ve diyabette kullanımı açısından araştırmalar sürmektedir. Laboratuar ortamında circumin prostat kanser hücrelerinin büyümesini önlemiştir. 

Circuminin  zararlı metallerden ve  beyin hastalıklarından koruduğu da iddia edilmektedir. İnsan çalışmaları çok azdır. 2007 yılında yayınlanan bir çalışmada curcuminin insanlarda kolesterol üzerine faydalı etkisi olmadığı rapor edilmiştir. Hayvan çalışmalarında diyabet oluşturulan farelerde  pankreasda oluşan oksidatif hasarı önlediği ortaya konmuştur. 

Amerika Birleşik Devletlerinde Faz II klinik çalışmalar  yapılmış ve insanlarda kronik iltihabi hastalıklar, üveit, psoriazis, romatoit artrit, kanserler ve kansere dönüşme potansiyeli olan dokular için  faydalı olabileceği düşünülmüştür. FazI klinik çalışmalarda 8 gram kadar curcuminin bulantı ve ishal yapıcı etkisi hariç  iyi tolere edildiği ancak en iyi dozun ne olduğu konusunda araştırmaların devam ettiği belirtilmiştir. Ağızdan alınan curcuminin emilimindeki zorluk en büyük problemdir. Anologlarını oluşturmak için çalışmalar devam etmektedir. Etkinliğinin ortaya konması  için çok hastayla yapılan klinik çalışmalara ihtiyaç vardır.

Bunamadan (Demanstan) Korunmak İçin Ne Yapmalı?

Bunama yaşlılıkta ortaya çıkan önemli bir problemdir.  Alzheimer hastalığı bunamanın %60-80’nini oluşturur. Ailesinde bunama olanlar da bu hastalıktan korkarkarlar.  Hormon tedavisinin bunamaya faydası olmadığı saptanmıştır. Aşiaıda bunamadan korunmak için yapılabilecekler anlatılmıştır:

a)Antioksidan İlaç alımı: 

Bazı  çalışmalarda antioksidan ilaçlar özellikle E vitaminin Alzheimer hastalığından koruduğuna dair yayınlar  varsa da böyle bir etkinin olmadığını gösteren çalışmalar da vardır. Bu nedenle E vitamini kullanmayı önermiyoruz.

a) B6, B12 ve Folik Asit Vitamin Takviyesi:  Kanda homosisteinin yüksek olması ve B6, B12 ve folik asit vitamin düşüklüğünün  beyin faaliyetleri ve demansa katkıda bulunduğuna dair yayınlar vardır. Ancak vitamin almanın demansı önlediğine dair kanıt yoktur.
b) Kolesterol ve Omega-3 Yağ asit alımı: Balık yiyenlerde ve omega-3 alanlarda demansın az olduğu, kolesterolü yüksek olanlarda donmuş yağ ve margarin yiyenlerde  fazla olduğu saptanmıştır. Bu nedenle EPA ve DHA omega-3 yağ asitleri almakta fayda vardır.  Kolesterol yüksekliği varsa tedavi olmak da önem taşır.
c) Sebze ve Meyve Yemek: Sebze ve meyve fazla yiyenlerde (günde en az 5 porsiyon) demans gelişimi daha az görülür.  Akdeniz tipi beslenme, zeytinyağı kullanma demansı azaltır.
d) Yaşam şekli ve aktivite:  Kanıtlanamamaış olsa da aktif yaşam ve sosyal ilişkiler demansı önlemektedir.
e) Tansiyon Yüksekliği: Tansiyon yüksekliği olanlarda demans fazla görülür. Ancak tansiyon ilacıyla yüksek tansiyonun tedavisinin demansı önleyip önlemediği konusu henüz tartışmalıdır. Bununla birlikte demansı önlesin veya önlemesin tansiyon tedavisinin iyi yapılması gerekir.
f) Kadınlarda Hormon tedavisi: östrojen tedavisinin kadınlarda demansı önlediği öne sürülmüşse de yapılan geniş çalışmalarda böyle bir etki saptanamamıştır. Aynı şekilde DHEA tedavisi de demansı önlemez.
g) Nonsteroidal antienflamatuvar İlaçlar:  Uzun süre bu tür ilaçları alanlarda demansın az olduğu saptanmıştır. Ancak romatizma türü ilaçlar olan bu ilaçların demans önlemek için kullanılması önerilmez.

Yukarıda görüldüğü gibi ilaçlardan demansı koruduğu gösterilen bir ilaç  veya vitamin yoktur. Ancak kolesterol, tansiyon gibi hastalıklar varsa bunların tedavi edilmesi önemlidir.  Bunama riski olan kişilere şu an egzersiz yapmaları, sağlıklı beslenmeleri, sosyal aktivitelere katılmaları önerilmektedir.

 

 

 

 
   
 
© 2018 Prof. Dr. Metin ÖZATA Web Tasarım